İletişim
Bestekar Sezer Erdem 

Git demek kolay ama gittikten sonra üzüleceksin.“Eğer git diyebilecek kadar güçlüysen,hoşçakal deyip susmasını da bileceksin.

 
Şevket Özdemir 

bu yazıyı yorumlamadan paylasmak kanımca en dogru olandır

 
T.C. Atina-Pire Başkonsolosluğu 

23-29 Ekim 2014 tarihlerinde düzenlenecek olan Türk Filmleri haftasında gösterilecek filmlere ilişkin kısa bilgiler sinemaseverlerin bilgisi için aşağıda sunulmuştur. Gösterim programına ilişkin detaylı bilgiler önümüzdeki günlerde sayfamızda ilan edilecektir. Ben O Değilim/ I Am Not Him / http://www.benodegilim.com/ Türkiye,2013, DCP, Renkli, 129´ Yönetmen: Tayfun Pirselimoğlu Senaryo: Tayfun Pirselimoğlu Görüntü Yönetmeni: Andreas Sinanos Kurgu: Ali Ağa Oyuncular: Ercan Kesal, Maryam Zaree Ödüller 2014 İstanbul FF En iyi Film, En İyi Senaryo, 2013 Roma FF En İyi Senaryo Ödüllü yönetmen Tayfun Pirselimoğlu, yeni filmi Ben O Değilim’de kimlik değiştirmeye çalışan bir adamın hikâyesini anlatıyor. Nihat, bir hastanenin yemekhanesinde çalışan orta yaşlarda birisidir. Aynı yerde işe yeni başlayan Ayşe’nin ilgisi karşısında bocalar ve sonunda onun daveti üzerine evine gider. Orada tuhaf bir sürprizle karşılaşacak ve hayatı tamamen değişecektir. “Biriyken başkası olma, ‘öteki’ haline gelme konusu hep ilgimi çekmiş, yaptığım işlere bir yerlerinden sızmıştır. Ben O Değilim ise tamamen bunun üzerine kurulu bir hikâye; farklı okumalarla değişik menzillere ulaşabilecek bir yapısı var.” –Tayfun Pirselimoğlu *** Daire/Circle http://www.dairefilm.com/ Türkiye, 2013, DCP, Renkli, 91´ Yönetmen: Atıl İnaç Senaryo: Atıl İnaç Görüntü Yönetmeni: Hayk Kirokosyan Kurgu: Niko Canlısoy, Deniz Kayık Oyuncular: Fatih Al, Nazan Kesal, Erol Babaoğlu, Kanbolat Görkem Arslan, Selen Uçer Ödüller 2013 Adana Film-Yön En İyi Film, En İyi Yönetmen 2014 Ankara En İyi Film, En İyi Erkek Oyuncu, En İyi Kadın Oyuncu, En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu Üniversitedeki işinden istifa eden Felsefe hocası Feramus yaşlı babasını görmek için memlekete gitmeyi planlarken, babasını kaybettiğini öğrenir. Apar topar yola çıkan Feramus’u varacağı köklerinde hayatı neden başaramadığına, neden her yerde ayrıksı ve yabancı hissettiğine dair bir aydınlanma yolculuğu beklemektedir. Kendisine çok uzak sandığı babasına, onun yalnız hayatının iniş ve çıkışlarına ve en nihayetinde kaderine ne kadar derinden bir bağ ile bağlandığını keşfedecektir. *** Gözümün Nûru/ Eye Am http://www.ikifilm.com/en/goz/ Türkiye-Fransa, 2013, DCP, Renkli, 78’ Yönetmen: Melik Saraçoğlu, Hakkı KurtuluşSenaryo: Melik Saraçoğlu, Hakkı Kurtuluş, Deniz Arslan Görüntü Yönetmeni: Meryem Yavuz Kurgu: Ali Aga Oyuncular: Melik Saraçoğlu, Bilgin Saraçoğlu, İsmail Saraçoğlu Öykü Altuntaş, Hakkı Kurtuluş Ödüller 2014 Moskova FF; Özel Jüri Ödülü- Gümüş George 2013 Adana Altın Koza FF; En İyi Film, En İyi Senaryo, En İyi Kurgu, SİYAD En İyi Film Genç bir sinema sevdalısı olan M.’nin film yapma hedefi üzerine kurduğu hayatı, üst üste geçirdiği iki retina dekolmanıyla altüst olur. Kör olmanın kıyısından döndüğü ve kırk gün boyunca gözleri bandajlı yüzü koyun yatmak zorunda kaldığı bu çileli süreç, M.’yi korkularıyla yüzleşmeye ve sinemayla kurduğu saplantılı ilişkinin muhasebesini yapmaya itecektir. M.’nin hayatı “ti”ye alan üslubu, karanlığa karşı verdiği savaştaki en büyük silahı olacaktır. *** Kelebeğin Rüyası / The Butterfly´s Dream http://www.kelebeginruyasifilm.com/ Türkiye, 2013, DCP, Renkli, 139´ Yönetmen: Yılmaz Erdoğan Senaryo: Yılmaz Erdoğan Görüntü Yönetmeni: Gökhan Tiryaki Kurgu: Bora Gökşingöl Oyuncular: Kıvanç Tatlıtuğ, Mert Fırat, Belçim Bilgin, Farah Zeynep Abdullah, Yılmaz Erdoğan, Ahmet Mümtaz Taylan, Taner Birsel Yılmaz Erdoğan´dan Şairler Çağı´nın tüm altın çocuklarının anısına bir saygı duruşu: 1940´lı yıllara, İkinci Dünya Savaşı´nın kıtlık atmosferinde mükellefiyet zamanına yapılan bir yolculuk. Erdoğan yazıp yönetip rol aldığı filmografisine bu kez konusunu gerçek hayattan alan bir dönem filmi ekliyor. Kelebeğin Rüyası, İkinci Dünya Savaşı döneminden iki genç şairin, Rüştü Onur ve Muzaffer Tayyip´in hayat hikâyelerinden yola çıkıyor. *** Kosmos/ Kosmos http://kosmos.com.tr/ Türkiye, 2009, 35 mm, Renkli, 122’ Yönetmen: Reha Erdem Senaryo: Reha Erdem Görüntü Yönetmeni: Florent Herry Kurgu: Reha Erdem Oyuncular: Sermet Yeşil, Türkü Turan, Hakan Altuntaş, Sabahat Doğanyılmaz Ödüller 2011 SİYAD Ödülleri En İyi Film, En İyi Yönetmen, En İyi Görüntü Yönetmeni, En İyi Sanat Yönetmeni, En İyi Kurgu; 2009 Yeşilçam Ödülleri En İyi Yönetmen, En İyi Kurgu; 2010 Erivan FF En İyi Film; 2010 Haifa FF En İyi Film; 2009 Antalya FF En İyi Film, En İyi Yönetmen, En İyi Görüntü Yönetmeni Yeni Türk sinemasının en önde gelen isimlerinden Reha Erdem’in yönettiği Kosmos, gerçek bir başyapıt. Kosmos mucizeler yaratan bir hırsızdır. Dağlardan taşlardan, ağlayarak ve sanki birilerinden kaçar gibi gelir bu zaman dışı sınır şehrine. Şehre girer girmez nehirde boğulan bir küçük çocuğu kurtarır ve mucize yaratan insan olarak hemen kabûl görür şehirde. Kosmos’un gelmesiyle şehirde soygunlar ve mucizeler birbirini kovalarken, şehirliler Kosmos’un insanları iyileştirme gücünü keşfederler *** Küf/Mold http://www.kuffilmi.com/ Türkiye, 2013, DCP, Renkli, 94’ Yönetmen: Ali Aydın Senaryo: Ali Aydın Görüntü Yönetmeni: Murat Tuncel Kurgu: Ahmet Boyacıoğlu, Ayhan Ergürsel Oyuncular: Ercan Kesal, Muhammet Uzuner, Tansu Biçer, Ali Çoban, Serpil Göral Ödüller 2012 Venedik Geleceğin Aslanı Ödülü2012 Selanik Gümüş İskender2012 Saraybosna Cinelink Post Republic Ödülü Demiryollarında yol bekçisi olarak çalışan Basri´nin uzun yıllardır haber alamadığı oğlunu umutla bekleyişinin öyküsü... Yönetmen Agöli Aydın bizi vicdanımızla yüzleştiren ilk filmi Küf´te gözaltında kaybolan bir gencin ardından geride kalanların hikâyesini anlatıyor. Seyfi 18 yıl önce, üniversitede okurken gözaltına alınmış ve o günden sonra kendisinden hiç haber alınamamıştır. Bu durumda ne ölüdür Seyfi ne sağdır, ne vardır ne de yok. Oğlunun kaybından sonra yavaş yavaş kendini toplumdan soyutlamaya başlayan Basri, o olaydan altı yıl sonra da karısını toprağa vermiştir. *** Sürgün Türkiye, 2013, DCP, Renkli, 115’ Yönetmen: Erol Özlevi Senaryo: Selin Tunç Görüntü Yönetmeni: Ahmet Bayer Kurgu: Hamdi Deniz Oyuncular: Tolgahan Sayışman, Mahir Günşiray, Saadet Işıl Aksoy Çocukluklarından beri birbirlerine aşık olan Eleni ve Sedat evlenmeye karar verirler ancak Eleni’nin babası Stavro, şiddetle karşı çıkar. Hükümet, Yunan pasaportlu vatandaşlara sürgün kararı çıkartır. Stavro da sürgün edilecekler arasındadır ve birkaç gün içinde sınır dışı edilir. Atina’ya, gitmekle sevdiği adamın yanında kalmak arasında seçim yapmakta zorlanan Eleni çok mutsuzdur. *** Yozgat Blues http://www.yozgatblues.com/ Türkiye-Almanya, 2013, DCP, Renkli , 96’ Yönetmen:Mahmut Fazıl Coşkun Senaryo: Tarık Tufan, Mahmut Fazıl Coşkun Görüntü Yönetmeni: Barış Özbiçer Kurgu: Çiçek Kahraman Oyuncular: Ercan Kesal, Ayça Damgacı, Tansu Biçer, Nadir Sarıbacak, Kevork Malikyan Ödüller 2013 Varşova FF FIPRESCI Ödülü 2013 Adana Altın Koza FF En iyi Film, En İyi Senaryo, En İyi Erkek Oyuncu Yavuz bir yandan belediyenin açtığı müzik kursunda hocalık yapmakta, bir yandan da AVM´lerde eski Fransızca şarkılar söylemektedir; kurstan öğrencisi Neşe ise marketlerde ürün tanıtımı yapmaktadır. Yavuz, aldığı bir iş teklifi üzerine Neşe´yle birlikte Yozgat´a gider. Önceleri, bir berber kalfası olan Sabri ve onun radyocu arkadaşının da destekleriyle programın tanıtımı için çok uğraşsalar da yaptıkları müzik yerli halkın pek ilgisini çekmez. Yavuz devam etmek için Neşe´den güç alırken, Neşe´nin ilgisini çeken başka hayatlar vardır. *** Dedemin İnsanları/ My Grandpa's People http://www.dedemininsanlari.com/ Türkiye, 2011, DCP, Renkli, 123’ Yönetmen: Çagan Irmak, Senaryo: Çağan Irmak Oyuncular: Çetin Tekindor, Yigit Özsener, Gökçe Bahadir, Sacide Tasaner, Hümeyra, Zafer Algöz, Eirini Inglesi Küçük bir kasabada yaşayan on yaşında bir çocuk ve dedesi aracılığıyla, bir ailenin ve bir ülkenin geçirdiği büyük değişimi anlatıyor. Kalabalık ve sıcak Ege insanlarının hikâyesini izlerken, mübadeleye, öteki olmaya, nereye gidersen git bir yere ait olamamaya, iki yakaya, çok sayıdaki azınlığa, ihtilallere, bir defa daha ama bu kez farklı bir yerden bakacaksınız. TÜRK SİNEMASI 100. YILINI KUTLUYOR Gelin Türkiye, 1973, DCP, Renkli, 92’ Yönetmen: Ömer Lütfi Akad Senaryo: Ömer Lütfi Akad Görüntü Yönetmeni: Gani Turanlı Kurgu: İsmail Kalkan Oyuncular: Hülya Koçyiğit, Kerem Yılmazer, Kahraman Kıral, Ali Şen Ödüller 1973 Adana Altın Koza FF En İyi Film, Onur Ödülü (Ömer Lütfi Akad), En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu (Nazan Adalı) Gelin, Ömer Lütfi Akad'ın, Türkiye'de göç sorununu ele aldığı ünlü Gelin-Düğün-Diyet üçlemesinin ilk filmidir. Filmde, Anadolu'dan daha iyi yaşam koşulları için İstanbul'a gelen kalabalık bir ailenin, bu büyük kentin yaşam pratiği karşısında, eski değerlerini yitirip, çözülmesini anlatılır *** Anayurt Oteli/Motherland Hotel Türkiye, 1987, 35 mm, Renkli, 110' Yönetmen: Ömer Kavur Senaryo: Ömer Kavur Görüntü Yönetmeni: Orhan Oğuz Kurgu: Mevlüt Koçak Oyuncular: Macit Koper, Serra Yılmaz, Orhan Çağman Türkçe; İngilizce altyazılı Ödüller 1987 İstanbul En İyi Türk Filmi 1987 Antalya En İyi İkinci Film; En İyi Yönetmen 1988 Venedik FIPRESCI Ödülü 1987 Nantes Büyük Ödül Zebercet, Anadolu'daki küçük bir taşra kasabasında bir otel kâtibidir. Ketum görünüşü canlı bir hayal dünyasını gizleyen aksi bir adam olan Zebercet'e battal, eski Anayurt Oteli annesiyle babasından miras kalmıştır. Koskocaman, idaresi zor bir binadır; bakımını sağlamanın da sürekli terk edilmişlik ve tecrit edilmişlik duygusunu hafifletmeye pek faydası olmaz. Bir gün bir kadın trenle Ankara'dan gelerek otelde tek bir gece geçirir. *** Selvi Boylum, Al Yazmalım/The Girl With The Red Scarf Türkiye, 1977, 35 mm, Renkli, 90', Türkçe; İngilizce ve Yunanca altyazılı Yönetmen: Atıf Yılmaz Senaryo: Ali Özgentürk Görüntü Yönetmeni: Çetin Tunca Oyuncular: Türkan Şoray, Kadir İnanır, Ahmet Mekin Ödüller: 1977 Antalya En İyi Yönetmen, En İyi Görüntü 1977 Taşkent En İyi Kadın Oyuncu (Türkan Şoray) Atıf Yılmaz'ın Cengiz Aytmatov'un ünlü romanından esinlenerek çektiği film, tarihin en büyük aşklarından birini muhteşem bir incelikle beyazperdeye taşıyor. İlyas ile Asya birbirlerine çılgınca âşık olup evlenirler. Bir de oğulları olur. Ne var ki işler beklendiği gibi gitmez, aşk solar, İlyas evi terk eder. Babacan Cemşit'le yolu kesişen Asya onun yanında kalır. Yıllar sonra İlyas geri döner. Asya aşk, sevgi ve baba olma kavramlarını tartarak bir karar almak zorundadır. *** Yol/ The Road Türkiye, 1982, 35 mm, Renkli, 114' Yönetmen: Şerif Gören-Yılmaz Güney Senaryo: Yılmaz Güney Görüntü Yönetmeni: Erdoğan Engin Kurgu: Yılmaz Güney Oyuncular: Tarık Akan, Şerif Sezer, Halil Ergün, Meral Orhonsay Ödüller : 1982 Cannes Altın Palmiye İmralı Yarı Açık Cezaevi’nde yatan beş mahkum, izin çıkınca köylerine, evlerine doğru yola çıkar. Her birinin hayatı ayrı zorluklarla doludur; hapis dışında bile özgür olmadıkları aşikardır. Tarık Akan’a göre Güney, “Türkiye’de yaşayanları bir ölçüde aydınlatmak isteyen bir kültür savaşçısı”ydı. *** MASUMİYET/Innocence Türkiye, 1997 / 35 mm / Renkli / 110’ Yönetmen: Zeki Demirkubuz Senaryo: Zeki Demirkubuz Görüntü Yönetmeni: Ali Utku Kurgu: Mevlüt Koçak Oyuncular: Haluk Bilginer, Derya Alabora, Güven Kıraç Oyuncular: Haluk Bilginer, Derya Alabora, Güven Kıraç Ödüller : 1998 İstanbul En İyi Türk Filmi1998 Antalya En İyi Kadın Oyuncu , En İyi Erkek Oyuncu 1998 Angers Avrupa Jüri Ödülü, Jean Carment Ödülü1998 Oslo Güneyden Filmler Ödülü Zeki Demirkubuz'un yüksek gözlem gücünü en iyi yansıtan filmlerinden Masumiyet, iç içe geçmiş birçok kişisel öyküyü anlatıyor: Kesişen üç hayat; hapiste geçirilen gençlikten sonra dışarıda yaşama korkusundan işi hapiste kalmak için dilekçe vermeye kadar vardıran Yusuf; gençlik aşkı Zagor'un peşinden onlarca hapishane ve şehir gezen, yaşamak ve beraberindekileri yaşatmak için pavyonlarda "ses sanatçılığı" ve "orospuluk" yapan Uğur Hanım ve Uğur'a olan aşkından karısını, malı mülkü ve tüm hayatını bırakıp onunla diyar diyar gezen Bekir... 1997 yapımı film Türk Sinema tarihinin klasikleri arasında yerini çoktan aldı.

 
Ali Riza Yilmaz 

Erdoğan'ı başbakan yapan CHP! CHP’liler her fırsatta Başbakan Erdoğan’ı eleştiriyorlar. Türkiye Cumhuriyeti devletinin köküne dinamit koyan icraatların Erdoğan tarafından uygulandığını söylüyorlar. Oysa herkes biliyor ki hukuken muhtar bile olamayacak konumda olan Erdoğan’a başbakanlığı altın tepsi içinde armağan eden CHP’dir. CHP belki siyasi etik olarak doğru olanı yapmış, siyaset yapma hakkı elinden alınmış bir kişiye bu hakkın verilmesini sağlayarak örnek bir davranış ortaya koymuştur denilebilir ama olayın perde arkasında çok ilginç gelişmeler yaşanmıştır. CHP eski Milletvekili Zülfü Livaneli, 2002 yılında Erdoğan’ı başbakan yapacak Anayasa değişikliği tartışmalarının yaşandığı günleri Sevdalım Hayat kitabında şöyle anlatıyor: “2002 yılının aralık ayında saat 15.15’te Ankara’da Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’le uzun bir görüşme yapmıştım. Sezer, Erdoğan’ı başbakan yapacak Anayasa değişikliğine karşı çıkıyordu. Oradan çıkıp doğruca Mehmet Sevigen’in evinde akşam yemeğine gittim. O yemekte Deniz Baykal, Önder Sav, Eşref Erdem, Bülent Tanla, Yaşar Nuri Öztürk ve ev sahibi olarak Mehmet Sevigen vardı. CHP önemli bir karar öncesindeydi. Ya Anayasa değişikliğine destek vererek Tayip Erdoğan’ı Meclis’e sokacak ve ona başbakanlık yolunu açacaktı ya da seçimden önce halka söz verdiği gibi, milletvekili dokunulmazlıkları kaldırılmadan bu Anayasa değişikliğine onay vermeyecekti. Bu işin ince noktası şuydu: O tarihte Erdoğan hakkında 54 yolsuzluk davası sürüyordu. Dokunulmazlılar kaldırılmadan Meclise girerse, bir zırha kavuşacaktı ve davalar ertelenecekti. Ben dokunulmazlık maddesinin şart olarak öne sürülmesinde ısrar ettim. Cumhurbaşkanı Sezer’in de böyle düşündüğünü aktardım. Deniz Baykal ‘O işimize niye karışıyor?’ diyerek Sezer’e karşı büyük tepki gösterdi. Baykal’la iki saate yakın tartıştık. Tayyip Erdoğan’ı başbakan yapmak istediğini, çünkü o günün ekonomik koşullarında iki ay bile dayanamayacağını söylüyordu. Ben de bunun tarihi bir dönüşüm olduğunu, Erdoğan’ın -bırakın iki ayda gitmeyi- o odada bulunan herkesin siyasi hayatını bitireceğini savunuyor, rejimin değişeceğini savunarak dokunulmazlık maddesinde ısrar edilmesini istiyordum. Tayip Erdoğan, oy aldığı için Meclise girebilirdi elbette, bu onun demokratik hakkıydı ama bu bizim halka söz verdiğimiz dokunulmazlık şartından vazgeçmemizi gerektirmezdi. Baykal bunu kabul etmedi ve o akşam laik Cumhuriyetin idam fermanını imzalamış oldu. Daha sonra Deniz Baykal’ın, Tayip Erdoğan’la bir öğleden sonra Beylerbeyi’ndeki bir lokantanın üstündeki otel odasında gizlice buluşarak, dört saat gizli pazarlıklar yapmış olduğunu öğrendik.” (Zülfü Livaneli, Sevdalı Hayat, Doğan Kitap, sf.433–434) Zülfü Livaneli’nin de aktardığı gibi Erdoğan’ı başbakan yapan CHP’dir. Üstelik dokunulmazlıkları kaldırmadan, ona yolsuzluk dosyalarına karşı koruma zırhı sağlayan da CHP’dir. Üstelik içeriği henüz belli olmayan gizli pazarlıklar sonucu Erdoğan’ı başbakan yapan partidir CHP. Başbakan olan Erdoğan, kendisine o koltuğu sunan Baykal’ın kaset skandalıyla siyaset sahnesinden uzaklaştırılmasını adeta seyretmiştir! Yedi yıl evvelki darbe toplantılarına ait belgelerin çuval dolusu olarak mahkemeye sunulduğu “yeni dönem Türkiye’sinde”, bugüne kadar bu skandalın mimarlarından hiç birinin yakalanmamış olması da ayrı bir gizemdir. AKP’nin CHP’yi eleştirirken onlara çok büyük bir vefa borcu olduğunu unutmaması gerekir.

 
Ali Riza Yilmaz 

Erdoğan'ı başbakan yapan CHP! CHP’liler her fırsatta Başbakan Erdoğan’ı eleştiriyorlar. Türkiye Cumhuriyeti devletinin köküne dinamit koyan icraatların Erdoğan tarafından uygulandığını söylüyorlar. Oysa herkes biliyor ki hukuken muhtar bile olamayacak konumda olan Erdoğan’a başbakanlığı altın tepsi içinde armağan eden CHP’dir. CHP belki siyasi etik olarak doğru olanı yapmış, siyaset yapma hakkı elinden alınmış bir kişiye bu hakkın verilmesini sağlayarak örnek bir davranış ortaya koymuştur denilebilir ama olayın perde arkasında çok ilginç gelişmeler yaşanmıştır. CHP eski Milletvekili Zülfü Livaneli, 2002 yılında Erdoğan’ı başbakan yapacak Anayasa değişikliği tartışmalarının yaşandığı günleri Sevdalım Hayat kitabında şöyle anlatıyor: “2002 yılının aralık ayında saat 15.15’te Ankara’da Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’le uzun bir görüşme yapmıştım. Sezer, Erdoğan’ı başbakan yapacak Anayasa değişikliğine karşı çıkıyordu. Oradan çıkıp doğruca Mehmet Sevigen’in evinde akşam yemeğine gittim. O yemekte Deniz Baykal, Önder Sav, Eşref Erdem, Bülent Tanla, Yaşar Nuri Öztürk ve ev sahibi olarak Mehmet Sevigen vardı. CHP önemli bir karar öncesindeydi. Ya Anayasa değişikliğine destek vererek Tayip Erdoğan’ı Meclis’e sokacak ve ona başbakanlık yolunu açacaktı ya da seçimden önce halka söz verdiği gibi, milletvekili dokunulmazlıkları kaldırılmadan bu Anayasa değişikliğine onay vermeyecekti. Bu işin ince noktası şuydu: O tarihte Erdoğan hakkında 54 yolsuzluk davası sürüyordu. Dokunulmazlılar kaldırılmadan Meclise girerse, bir zırha kavuşacaktı ve davalar ertelenecekti. Ben dokunulmazlık maddesinin şart olarak öne sürülmesinde ısrar ettim. Cumhurbaşkanı Sezer’in de böyle düşündüğünü aktardım. Deniz Baykal ‘O işimize niye karışıyor?’ diyerek Sezer’e karşı büyük tepki gösterdi. Baykal’la iki saate yakın tartıştık. Tayyip Erdoğan’ı başbakan yapmak istediğini, çünkü o günün ekonomik koşullarında iki ay bile dayanamayacağını söylüyordu. Ben de bunun tarihi bir dönüşüm olduğunu, Erdoğan’ın -bırakın iki ayda gitmeyi- o odada bulunan herkesin siyasi hayatını bitireceğini savunuyor, rejimin değişeceğini savunarak dokunulmazlık maddesinde ısrar edilmesini istiyordum. Tayip Erdoğan, oy aldığı için Meclise girebilirdi elbette, bu onun demokratik hakkıydı ama bu bizim halka söz verdiğimiz dokunulmazlık şartından vazgeçmemizi gerektirmezdi. Baykal bunu kabul etmedi ve o akşam laik Cumhuriyetin idam fermanını imzalamış oldu. Daha sonra Deniz Baykal’ın, Tayip Erdoğan’la bir öğleden sonra Beylerbeyi’ndeki bir lokantanın üstündeki otel odasında gizlice buluşarak, dört saat gizli pazarlıklar yapmış olduğunu öğrendik.” (Zülfü Livaneli, Sevdalı Hayat, Doğan Kitap, sf.433–434) Zülfü Livaneli’nin de aktardığı gibi Erdoğan’ı başbakan yapan CHP’dir. Üstelik dokunulmazlıkları kaldırmadan, ona yolsuzluk dosyalarına karşı koruma zırhı sağlayan da CHP’dir. Üstelik içeriği henüz belli olmayan gizli pazarlıklar sonucu Erdoğan’ı başbakan yapan partidir CHP. Başbakan olan Erdoğan, kendisine o koltuğu sunan Baykal’ın kaset skandalıyla siyaset sahnesinden uzaklaştırılmasını adeta seyretmiştir! Yedi yıl evvelki darbe toplantılarına ait belgelerin çuval dolusu olarak mahkemeye sunulduğu “yeni dönem Türkiye’sinde”, bugüne kadar bu skandalın mimarlarından hiç birinin yakalanmamış olması da ayrı bir gizemdir. AKP’nin CHP’yi eleştirirken onlara çok büyük bir vefa borcu olduğunu unutmaması gerekir.